Neden Türkiye?

  • Türkiye’den Avrupa’ya uçuş süresi yaklaşık üç saattir
  • Mustafa Kemal Atatürk tarafından 1923 yılında kurulan Türkiye Cumhuriyeti dünyadaki tüm Müslüman ülkeler arasındaki tek Laik devlettir
  • Türk Kadınları Avrupalı kız kardeşlerinden çok önce,  1934 yılında seçme ve seçilme hakkına kavuşmuşlardı
  • Türk Mutfağı, Fransız ve Çin Mutfağı ile birlikte dünyanın en zengin mutfaklarından biridir. Sadece patlıcanla yapılan 200 çeşitten fazla yemek bunun bir örneğidir.
  • M.Ö 4000 yılında Tanrı Diyonisos’a törenlerde sunulmak için bulunan Şarap Anadolu’da üretilmiştir.
  • Efsanelere göre Nuh’un gemisi, büyük tufanda Ağrı Dağının tepesinde karaya çıkmıştır
  • Nuh’un gemisindeki son yemek 40 çeşit malzemeyi içeren hala bölgede hem tatlı, hem tuzlu olarak hazırlanan Aşuredir
  • Kahveyi Avrupa’ya götüren ve Avrupalıların kahveyi sevmesini sağlayan Türk akıncılarıdır.
  • Toplantı ve Konferans etkinlikleri için zengin konaklama seçenekleri ile en çok tercih edilen ülke Türkiye’dir.
  • Türkiye, İnsanlık tarihi ile yaşıt tarihsel birikimi ve modern mekânları ile sağlık ve kültürel programlar için sonsuz zenginlikte birbirinden eşsiz seçenekler ülkesidir.
  • Hollanda laleleri olarak bilinen Laleler Türkler tarafından Hollanda’ya götürülmüştür
  • Evin kapısından adımını atan bir yabancı bile Türk gelenek ve göreneklerine göre Tanrı misafiridir ve çok sıcak bir misafirperverlikle karşılanır.
  • Kapalı Çarşı, 64 caddesi, 4000’in üzerinde dükkanı ve 22 giriş kapısı ile Dünyanın en eski ve en büyük kapalı alışveriş merkezidir.
  • Türkiye’yi çevreleyen denizlerin kristal renkli berrak yeşil-mavi renginin adı Turkuaz (Türk rengi) olarak dünya dillerine geçmiştir.
  • Dünyanın Yedi harikasından ikisi Artemis Tapınağı ile Mausolos’un Anıt Mezarı Türkiye’dedir.
  • Dünya uygarlık tarihini şekillendiren Truva savaşı Gelibolu’da gerçekleşmiştir.
  • M.Ö. 7500 tarihine dayanan en eski yerleşim yelerinden biri olan Çatalhoyük, Dünyanın ilk Peyzaj mimari ressamlığına ilham olmuştur. 
  • M.Ö. 10.000 yılına uzanan Göbekli Tepe tarihteki en eski ve en büyük ibadet merkezi olarak biliniyor.
  • Dünya’da çocuklara armağan edilmiş tek bayram olan  23 Nisan Egemenlik ve Çocuk Bayramı, Yüce Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün eseridir.
  • Anadolu, tarihi efsanelerin doğum yeridir. Homer’in şiirleri, dokunduğu her şeyi altına çeviren Midas, tarihin babası Heredot, İsa’nın Havarileri; Aziz Paulus ve Aziz Piyer, vb. 
  • Türkiye tek tanrılı “ Musevilik, Hristiyanlık ve İslamiyet” dinlerin tarihi anavatanı olmuştur.
  • İbrahim peygamber Urfa’da doğmuştur.
  • Musa  Peygamberin Mısır’dan kaçtıktan sonra kavmi ile birlikte gelip yaşadığı ve şehrin yöneticisi Şuayip’in kızı ile evlenerek 40 yıl yaşadığı Şuayip köyü Türkiye’dedir 
  • 485 yıl önce kaleme alınarak bir ilk gibi dünyaya sunulan İnsan Hakları Beyannamesi ilk olarak Fatih Sultan Mehmet Tarafından İstanbul’un fethinden hemen sonra yayınlanmış ve uygulanmaya başlanmıştır.
  • Meryem Ana, Aziz Yahya ile birlikte Efes’e gelmiş, orada yaşamış ve yine orada vefat etmiştir.
  • Hıristiyanlığın bilinen ilk kilisesi Aziz Piyer tarafından Antakya’da gizli bir mağarada kurulmuş ve Hıristiyan sözü ilk defa burada İsa’ya inananları tanımlamak için kullanılmıştır.
  • Büyük İskender Gordiyon/Gördes düğümünü kılıcıyla Türkiye’de kesmiştir. 
  • Dünyanın ilk Güzellik yarışması Athena, Hera ve Afrodit arasında Paris’in hakemliğinde Kaz Dağlarında gerçekleşmiştir. 
  • Dünya da Santa Claus olarak tanınan Noel Baba, 5. Yüz yılda Antalya’nın Demre ilçesinde yaşamış cömertliği ile ünlü Hristiyan din adamıdır.
  • İsa’nın konuştuğu dil olan Aramice dilinin konuşulduğu dünyadaki birkaç yerden birisi Mardin’dir.
  • Dünya uygarlık tarihine en eski barış anlaşması olarak geçen Mısırlılar ve Hititler arasında M.Ö. 1284 yılında Türkiye’de imzalanmıştır.
  • Antakya İsa peygambere inananlara  “Hıristiyan” adının verildiği ilk yerdir

Türkiye’nin Güzellikleri

Antakya

Hıristiyanlığın yayılmasına öncülük eden,

İsa’nın havarilerinden Aziz Paulus ile Aziz Peter’in yaşadığı yer olan Antakya Roma İmparatorluğunun da üçüncü büyük şehri idi. Hıristiyanlığın ilk kilisesi Aziz Piyer tarafından dağın içindeki bir mağaraya kurulmuş ve ilk defa burada İsa’nın takipçilerine Hıristiyan denilmiştir. 

Devamı

Archeological & Mosaic Museum

Verimli toprakları ve ılıman havası ile tarihte her zaman göç alan bu şehir, günümüzde Turistlerin kendilerini evlerinde gibi hissettikleri cazibe merkezi konumundadır.

  • Antakya Arkeoloji Müzesi; Antakya’da 1932 yılında

Fransızlar tarafından başlatılan bilimsel kazılarda

M.Ö. 4000 yıllara dayanan eserlerin çokça bulunması üzerine, bir müze yapılması gereği doğdu. İlk Müze Antakya’nın Türkiye Cumhuriyetine ilhak olduğu 1939 yılında tamamlandıysa da müzenin ziyarete açılması dokuz yıl süren sıkı bir çalışma sonucunda depolarda ve kazı alanlarında saklanmış eserlerin taşınarak yerleştirilmesi tamamlanmıştır. Müze ancak 23 Nisan 1948’de halkın ziyaretine açıldı. 

Hatay’da bulunan eserlerin artık depolara sığmaması üzerine Aziz Piyer kilisesi yakınında modern teknoloji kullanılarak yapılan yeni müzeye eserlerin taşındı.

Close

Ankara

Tarihi Tunç devrinden başlayıp, Hitit, Frigya, Pers,  Büyük İskender, Galatlar, Selçuklu ve Osmanlı’ya ev sahipliği yaptı. Anadolu’nun tam ortasında yer alan Ankara Tarih boyunca ticaret ve uygarlıkların önemli noktalarından birisi olmuştur. Zenginliği ve stratejik konumu 7. Ve 8. yüzyıllarda Arapların iştahını kabartmış ve İslam ordularının da saldırılarına uğramıştır. Tarihi şehir kaleyle çevrilmiştir. Taş işçiliği ile ünlü Alâeddin Camii, Osmanlı döneminde onarılmış Selçuklu sanatının en güzel eserlerindendir.

Read More

Ticaret yolunun yer değiştirmesi nedeniyle iyice küçülen Ankara Kurtuluş savaşı süresince önem kazandı. 1919-1920 yılları arasında verilen Bağımsızlık savaşı sürecinde Ankara Askeri ve İdari merkez oldu. 1923’te Cumhuriyet ile birlikte Başkent ilan edildi. 

Tiyatroları, Opera ve Balesi, Folk Dansları, Filarmoni orkestrası ile Ankara hareketli bir kültür hayatının da merkezidir. 

  • Anadolu Medeniyetleri Müzesi; Ankara Kalesinin

hemen yakınında yer alan müze, Hatti, Hitit, Frigya, Urartu, Roma uygarlıklarının ihtişamını yansıtan eserlerin yanı sıra Eski Taş Çağı, Cilalı Taş Çağı çağlara kadar uzanan paha biçilmez antik eserleri sergiler. 

19 Nisan 1997’de İsviçre’de tarihi binası ve derin tarihi içeren koleksiyonu ile “YILIN MÜZESİ” seçildi.

  • Anıtkabir ve ATATÜRK Müzesi; 10 Kasım 1928’de

Atatürk’ü yitirmemizin ardından, Türk mimarlarının modern ve antik yapı tarzını birleştirerek yarattıkları muhteşem bir anıttır.

Atatürk’ün özel eşyalarının sergilendiği müze ile Kurtuluş savaşının canlandırıldığı görsel müze anıt mezarın önemini bir kat daha arttırır. 

Anıtkabir’in 1953’te tamamlanmasından sonra Atamızın naaşı Etnografya müzesinden taşınarak ebedi istirahatgahı yerleştirilmiştir.

Close

Antalya

Tarihi ve doğal zenginliklerinden dolayı Türk “rivierası” nehir gibi kıvrımlı muhteşem güzellik  olarak ünlenmiştir. 630km uzunluğundaki kıyı şeridi, antik şehirler, antik ve modern limanlar, anıtsal mezar ve yapılar, mağaralar ve yemyeşil ormanlarıyla, deniz, doğa, güneş ve tarihin birleştiği Akdeniz’in en temiz sahillerinden birisi olarak en gözde turist merkezidir. Uluslararası yat limanları, palmiyelerle süslü caddeleri, bulvarları, otelleri, restoranları ile yerli ve yabancı turistler için rakipsiz bir cazibe merkezidir.

Devamı

  • Aspendos; Antalya’nın 48km doğusunda yer alan

Antik şehirdir. İmparator Antonius Pius tarafından mimar Zenon’a 134-164 yılları arasında yaptırılan, 15.000 seyirci kapasiteli tiyatro ve sahnesi en önemli antik eserdir. Bu sahne günümüzde bile sanatsal etkinliklere ev sahipliği yapmaktadır.

  • Tekirova; Üç limanlı şehir M.Ö. 690 yılında 

Rodos kolonisi olarak ormanların içine kuruldu. 

Daha sonra tüm Anadolu gibi sırasıyla Persler’ in, Büyük İskender’in hâkimiyetine de girdi

  • Olympos (Çıralı/Yanartaş/Deliktaş); Şehrin

Helenistik döneme ait olduğunu, kazılarda bulunan M.Ö. 2. yy. a ait paralardan anlıyoruz. Şehir MÖ 1. Yüz yılında oy kullanabile Altı önder şehirden birisi idi. M.Ö. 78 yılında zenginliği ve korunaklı limanları ile Korsanların iştahını kabartan şehri Romalı komutan Serillus korsanlardan kurtarmıştır.

Dağda sürekli yanan ateş nedeniyle Olimpos şehri demirci tanrı Vulcan’a adanmıştır

  • Bodrum; Homer’in anlatımına göre Sonsuz Maviliğin

Ülkesidir. Cevat Şakir Kabaağaç da “Bodrum’da yaşamanın sonsuz mutluluğu, bizi bekleyen sonsuz mutluluktan evladır” der. Doğu ve Batı limanları ile şekillenen yarımada, kalesi, dar caddeleri, dünyaca ünlü yatları, büyüleyici beyaz evleri, antik dünyanın yedi harikasından biri olan Mouseleum’u ile yerli ve yabancı turistlerin her ihtiyacını karşılayacak nitelik ve yeterliliktedir.

  • Fethiye;  Antik ismi Likya ve Karya arasında yer alan

Termessos’tan gelen Fethiye’de Pers, Likya, Karya ve Roma’lılara ait eşsiz sanat kalıntıları günümüze kadar gelmiştir.  Eşsiz doğal güzelliği, kaya mezarları, macera sporları ile gizem ve heyecanı aynı anda yaşatabilme potansiyeli yüksek turistik cazibe merkezlerimizden birisidir.

 

Close

Bodrum
Homer’s description of Bodrum as “The land of eternal blue,” and the words of another resident of Bodrum Cevat Sakir, who said “the heavenly bliss of life in Bodrum is better than any eternal bliss that may await us,” was not without foundation in reality. Throughout history Bodrum, known as Halicarnassos in ancient times, has always been fought over and people have been unwilling to share its beauty with others. Built on a peninsula formed by the meeting of the eastern and western harbors, Bodrum, with its narrow streets winding down to the sea, is famous for its castle, its world-renowned yachts, its shipyards and the dazzling white houses and tombs lining the shores of its two harbors. Bodrum has all the facilities to meet the expectations of tourists.

Bursa / Prusa
Bursa is located in the northwest of the Anatolian peninsula and southeast of the Marmara Sea. The shores of the Marmara Sea are 135 km away. The most important peak in the province is Uludag (Olympos), which is a ski resort and national park. The most significant lakes are Lake Iznik and Lake Uluabat. Lively and historic city that boasts countless points of interest. Bursa’s roots can be traced back to 5200 B.C., the year the area was first settled. What is now Turkey’s fourth-largest city swapped hands between the Bithynia and Roman Empire before it became the first major capital of the Ottoman Empire in 1335

Read More

Bursa is part of a UNESCO World Heritage site, has a long history that can be explored at practically every turn. But this city, which is also known for its food, beaches, bazaars, hot springs, and more, has a lot more to offer to visitors than just history.

Grand Bazaar
Bursa’s Grand Bazaar is one of the city’s best spots for shopping. The city was known for producing high-quality silk goods during the Ottoman period, and fine ipek, or silk, can be found at Koza Han section which is located at the top level of the bazaar’s.

Throughout the rest of the bazaar, you’ll also find vendors selling shoes, clothing, bags, and souvenirs, as well as dried fruits, nuts, locally-produced cheeses and honeys, and a wide selection of fresh fruits and vegetables.

The Green Mosque
Green Mosque is a central part of a large complex located on the east side of the former capital of the Ottoman State. The complex consists of a mosque, tomb, madrasah, kitchen and bath. Breathtaking blueish green interior tile decorations named the Mosque complex and all neighborhood as Green Mosque & Green Neighborhood

The Green Mosque is often seen as the culmination of the early Ottoman architectural style, mainly due to the level of aesthetic and technical mastery displayed within the mosque The Green Mosque was built by Sultan Çelebi Mehmed, who ruled from 1413 to 1421, after a fight against his brothers to reunite the Ottoman State. Mehmed I was buried in a mausoleum, called the Green Tomb, commissioned by his son and successor, Murad the II.

The Green Mosque is now a popular tourist destination in Bursa, which was recently named a UNESCO World Heritage Site

Grand Mosque
Grand mosque was built between 1396 and 1400 by Sultan Yıldırım Bayazit right in city center with its twenty domes and two minarets represents the most beautiful example of the early Ottoman Architacture. The white, black, and gold interior of the mosque is spacious and dimly, which gives the mosque a serene and somewhat intimate atmosphere.

Old City Wall
A fifteen minutes, uphill walk west from the Grand Mosque will take you to the the only surviving remains of the old city wall of the former citadel and the city gate called Hisar Gate for the best overlooking view of Bursa

Olympos Mountain
Uludağ the ancient Mysian / Bithynian Olympus with an elevation of 2,543 m (8,343 ft).is a mountain in Bursa Province. Throughout the Middle Ages, it contained hermitages and monasteries: “The rise of this monastic centre in the 8th c. and its prestige up to the 11th are linked to the resistance of numerous monks to the policy of the iconoclast emperors and then to a latent opposition to the urban, Constantinopolitan monasticism of the Studites.” One of the greatest monks of the Christian East, the wonder-working Byzantine monk Saint Joannicius the Great, lived as a hermit on this mountain.
Mt. Uludağ is the highest mountain of the Marmara region. Its highest peak is Kartaltepe at 2,543 m (8,343 ft). To the north are high plateaus: Sarıalan, Kirazlıyayla, Kadıyayla, and Sobra. The area is a popular center for winter sports such as skiing, and a national park of rich flora and fauna. Summer activities, such as trekking and camping, also are popular.

Close

Kapadokya

Doğanın yarattığı hayal ötesi görüntü ile ve tarihin birlikte harmanladığı bu bölgede kendinizi başka bir evrende hissetmenizden daha doğal hiçbir şey olamaz.  Doğa ana peri bacalarını, saklı vadiler şekillendirirken, oraya saklanan insanlar gizledikleri kiliselerin, freskler, sütunlarla güzelleştirmiş ve yer altındaki sığınak evlerini aylarca dışarı çıkmaya gerek kalmadan yaşayacak konforda tasarlamışlardır.

 

Fethiye
Fethiye with its cultural wealth, natural beauties and geography, is among the important tourism centers of Türkiye. The ancient name of Fethiye, which was a coastal city at the borders of Lycia-Caria, is Telmessos. It is famous for its works of art belonging to Persians, Lycians, Carians and Romans. This charming county is in a bay within Fethiye Gulf where both large and small islands are scattered. The rear of the bay is surrounded by pine forests.

Göbeklitepe
12,000 year old stunning Gobekli Tepe site discovery took place in 1963. However the first scientific excavation started in 1995 by Professor Klaus Schmidt, who had led the excavation work in the site for 20 years, firmly stated that the six-meter-tall T-shaped stone pillars represented human figures since some of them have carvings of hands and fingers and with reliefs of animals, erected into the circle form. Those carvings that maybe the earliest three dimensional depictions of animals carved into stone are testament to the artistic ability of our ancestors.

Read More

Eventual findings added new pages to the history, changed long standing assumptions. The most important archaeological sites of the world Gobekli Tepe, rather than being used as a settlement, actually served religious purposes and contained number of temples. In that respect, it is not only the oldest center of worship, but also the largest one.

Although six of those temples were unearthed to date, on the basis of geomagnetic surveys, the total number of those monumental structures is believed to be twenty, with all temples sharing a resemblance to each other, making this entire region suggestive of being a center of faith and pilgrimage during the Neolithic Age. After shock waves through the archaeological world and beyond, some researchers even claiming Gobekli Tepe was the site of the biblical Garden of Eden. The many examples of sculptures and megalithic architecture which make up what is perhaps the world’s earliest temple at Gobekli Tepe predates pottery, metallurgy, the invention of writing, the wheel and the beginning of agriculture.
The fact that hunter–gatherer people could organize the construction of such a complex site as far back as the 10th or 11th millennium BC not only revolutionize our understanding of hunter-gatherer culture but poses a serious challenge to the conventional view of the rise of civilization.
Here are substantial grounds to claim that the most significant archaeological discovery of the 21st century is the Gobekli Tepe.
First of all, it dates back to 12 thousand years ago. In other words, it’s approximately 8 thousand years older than the pyramids and 7 thousand years older than the Stonehenge. Furthermore, it is even older than the human transition to settled life. Therefore, contrary to the widely held view, it proves the existence of religious beliefs prior to the establishment of the first cities.
Findings of researchers at Gobekli Tepe shows that a religious class existed even at such early ages, division of society into social classes took place well before the widely assumed dates, and perhaps the first agricultural activity may have been conducted in the region. The site is also remarkable with the first patriarchal thought, the first terrazzo flooring and the first statues and reliefs of the Neolithic Age. As a result, all this new information has been added to the collective knowledge of humanity and into the history books. On the merits of its contribution to human history, Gobekli Tepe was inscribed to the UNESCO World Heritage List in 2018.

Close

İstanbul

Ünlü Şair Lamartin, Asya ve Avrupa Kıtalarını sımsıcak kucaklayan bu gizemli şehir için “Tanrı ile İnsanlığın, doğa ve sanatın beraber olarak yaratıldığı yerdir” der.

Türkiye’nin ticari, tarihi ve Kültürel nabzı, doğu ve Batı, Eski ve Yeni, tutucu ve laik, güzel ve çirkinin birlikte farklı bir dil ve renk oluşturduğu İstanbul’da atar.  

Hıristiyanlığın ve İslamiyet’in hüküm sürdüğü iki büyük imparatorluğa başkentlik etmiş mağrur, gücünün farkında olan bu şehirde hayat yedi gün yirmi dört saat hiç yavaşlamadan devam eder.  

Read More

  • İstanbul Arkeoloji Müzesi; Eski Doğu Eserleri, Çinili

Köşk ve Arkeoloji olarak iç ana bölümden oluşmaktadır.  Balkanlardan Afrika’ya, Anadolu’dan Mezopotamya’ya, Arap yarım Adasından Afganistan’a uzanan dünya uygarlıklarının zengin, daha da önemlisi eşsiz tarihi eserlerini bu müzede bir arada görebilirsiniz. 

  • Beylerbeyi Sarayı; 18. yüzyılın seyyahı İnciciyan’a göre

Konstantinopolis ilk olarak Boğazın Anadolu yakasında birinci kıtalararası köprü olan Atatürk köprüsünün olduğu yerdeki Beylerbeyinde kuruldu. Osmanlı dönemine kadar bölge istavroz bahçeleri, Osmanlı döneminde de Has Bahçe olarak isim değiştirdi. Yine İnciciyan’a göre 16. yüzyılda dönemin bölge valisi Mehmet Paşa tarafından buraya bir yazlık inşa etti. Daha sonra çeşitli Osmanlı padişahları buralar eklemeler yaptılar. En son ahşap yapı sultan 2. Mahmut tarafından eklendi. Denizciliğe düşkünlüğü ile bilinen Sultan Abdülaziz bu eski ahşap yalıyı yıkarak yerine dönemin ünlü Mimarı Sarkis Balyan efendiye günümüzde müze olarak kullanılan Yazlık sarayı inşa ettirdi.  Bu saray, Sırp Prensi, Montenegro Kralı, Fransa İmparatoriçesi, İran Şahı gibi önemli isimlere ev sahipliği de yapmıştır.

  • Beyoğlu;  İstiklal Caddesinde Avrupa mimarisinden

Etkilenmiş, 1875 yılında Fransızlar tarafından yapılmış dünyanın en eski Metro’larından birinin de yer aldığı eğlence, kültür, sanat, ticaret merkezidir.  Kafeler, Restoranlar, otelleri ve sokak çalgıcıları ile İstanbul’da turizmin nabzının attığı bölgeleri arasındadır.

 

Close

İzmir

Türkiye’nin üçüncü büyük Ticaret Hacmindeki kapasitesi ile İstanbul limanından sonra ikinci büyük limanıdır. Geniş ve estetik düzenlenmiş bulvarları, park ve meydanları, modern Alışveriş merkezleri, geleneksel Kırmızı Tuğlalı evleri, 1700’lerden kalma Pazar yeri, tarihi camileri, kiliseleri, Kordon boyunca uzanan kafeleri, Kordon’dan Alsancak feribotuna kadar devam eden yürüyüş yolu, Arkeoloji ve Etnografya müzesi, Devlet ve Opera Balesi, Senfoni orkestrası, barları ve gece kulüpleri ile geleneksel Türk şehirlerinden çok Avrupai bir Akdeniz şehri tadındadır. 

Read More

  • Afrodisias; Aydın Karacasu yakınındaki bu sanatsal antik

şehir adını Güzellik ve Aşk tanrıçası Afrodit’ten alır. Yapılan kazılarda Afrodit Tapınağı, Odeon, Stadyum ve Agora, Roma hamamları gün yüzüne çıkarılmıştır. Tunç devrinden itibaren kesintisiz yerleşim olduğu ortaya belirlenmiştir. 

  • Efes;  İonya’lıların Efes Kibele Tapınağı çevresinde

yaşayanlar tarafından kurulmuş on iki İyon şehrinden en zengini ve ticarette en başarılı olanları arasındadır.  Ana Tanrıça Artemis adına inşa edilen tapınak antik çağ harikalarından birisidir. Tüm diğer İyon şehirleri gibi Lidya, Pers, Makedon ve Romalılar tarafından yönetildi. Roma imparatorluğu döneminde Asya eyaletinin başkenti olarak ödüllendirilmişti. Hem çok tanrılı dinler, hem de Hristiyanlık döneminde aşırı dinci ve tüccar bir yapısını korumuştur. 

  • Pamukkale;  Türkiye’nin en ünlü kartpostal

Görünümlerinden birisi bembeyaz kristallerden oluşmuş kalsit havuzlarla donanmış yamaçlardır. Tarih boyunca güzellik ve sağlık merkezlerinden birisi olarak değerlendirilmiş olan doğal termal havuzlarının içinde yer aldığı antik şehir Hierapolis görülmeye değer ihtişamlı eserlerle doludur. 

  • Bergama; Yöneticilerin yaşadığı yüksek şehir/Acropol 

İle sağlık merkezi olarak kurulmuş olan Asklepion ve çevreden çıkarılan eserler Tunç, Antik, Klasik, Helenistik, Roma ve Bizans eserleri Arkeoloji ve Etnografya müzesinde sergilenmektedir. Müze’de 10.000’den fazla antik eser bulunmaktadır.

 

Close

Nemrut

Kral Antiachus’un kendi anıt mezarı ve Tanrılara adadığı tapınağı için seçtiği Doğu ve Batı uygarlıklarının kesişme noktasındaki Nemrut Dağı 2150m. Yüksekliğe yerleştirilmiş,  taştan yontuculuğunun zarafeti ile dolu 10m yüksekliğindeki devasa heykelleriyle nefes kesmektedir.  1881 yılında bir yer bilimcinin keşfettiği bu  efsane heykeller ancak 1953 yılında başlatılan arkeolojik çalışmalar sonunda ayağa kaldırıldılar. Gün batımı ve Gün doğumu terasları, gün batımı ve doğumunu izlemeye gelen yerli ve yabancı turistin buluşma alanıdır. 

İznik

Dört büyük imparatorluğa başkentlik etmiş İznik/Nicea binlerce yıllık zengin kültürel mirası ile uygarlık tarihinde önemli bir yer kaplamaktadır. Yeleşim tarihi M.Ö. 2500 yılına kadar gitmektedir. Antigones tarafından onarıldıktan sonra MÖ 316 yılında Makedonyalı Büyük İskender tarafında Antigoneia olarak isimlendirilmiştir. İskender’in genç yaşta ölümünden sonra generallerinden Lysimakos burayı ele geçirir geçirmez şehrin adını karısının ismi olan Nicaea olarak değiştirdi. Daha sonra sırasıyla, Bytinia, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı egemenliğine girdi. 1331 yılında Osmanlıların kontrolüne geçen şehir kısa sürede daha da zenginleşip güzelleşti. İmaretler, medreseler, camilerle donatılan şehir kısa süre sonra Çini ve Seramik merkezi olarak dünyada ünlenerek, kültür, ticaret ve güzel sanatlar merkezi oldu. 

  • İznik Müzesi; Sultan 1. Murat’ın annesi Nilüfer

Hatun tarafından 1338 yılında, yoksullara yemek dağıtmak amacıyla imarethane olarak inşa ettirildi. 1960 yılında Arkeoloji müzesi olarak değerlendirildi.

 

  • İznik Ayasofya Müzesi; Bazilika tipli bir kilise

Olarak 4. yy da inşa edildi. Orhan Gazi tarafından alındığı yıl olan 1331’de cami olarak ibadete açıldı. 1960 yılından beri anıt müze olarak ziyaretçilere açılmıştır.

 

Troy/Wilusa
Ancient city of Troy is located 30 km south west of Çanakkale province in the Marmara Region of Türkiye. This is one of the most important historical cities of Anatolia. Archeological excavations have revealed nine separate periods of settlement at this site, including ruins of city walls, house foundations, a temple and a theater. The earliest settlement dates from five thousand years ago and the last coincided with the late Roman period. Famous Trojan wars, depicted in Homer’s epic Iliad took place here at about 1200 BC. A symbolic wooden horse at this site commemorates this legendary war.

Türkiye Coğrafyası

Türkiye Asya, Avrupa, Afrika kıtalarının üzerinde Eski dünyanın tam ortasında stratejik açıdan çok önemli  bir konumda bulunmaktadır. Coğrafi konumundan dolayı ana kara Anadolu yarım adası, tarih boyunca bir çok medeniyetin doğum yeri olmuştur. Üç tarafının denizlerle çevrilmiş olması nedeniyle tarih boyunca önceleri neredeyse tek sonraları da belli başlı ticaret merkezlerinden birisi olmuştur. 

Sınırlar
Türkiye, Kara sınırlarında Batısında Yunanistan, Bulgaristan, Kuzey Doğusunda Ermenistan, Gürcistan, Doğusunda İran, Güney Doğusunda Irak ve Suriye olmak üzere iki Avrupa, Beş Asya ülkesine komşudur.

Nehirler

Türkiye’deki nehirlerin çoğu etrafını çevreleyen denizlere akar. Fırat ve Dicle nehirleri Irak’ta birleşerek İran körfezine dökülür.  Türkiye’nin en uzun nehirleri olan Kızılırmak, Yeşilırmak ve Sakarya Karadeniz’e, Susurluk, Biga ve Gönen nehirleri, Marmara denizine, Gediz, Küçük ve Büyük Menderes, Meriç nehirleri Ege denizine, Seyhan, Ceyhan ve Göksu nehirleri ise Akdeniz’e dökülür. 

 

Climate
Although Türkiye’s climatic conditions are quite temperate, the diverse nature of the landscape and the existence, in particular, of the mountains that run parallel to the coasts, result in significant differences in climatic conditions from oneregion to the other. While the coastal areas enjoy milder climates, the inland Anatolian plateau experiences extremes of hot summers and cold winters with limited rainfall.

Coğrafi Bölgeler

Türkiye Coğrafi olarak Yedi bölgeye ayrılmıştır. 

Karadeniz Bölgesi, dar fakat uzun bir kemer gibi Karadeniz boyunca Anadolu’nun Altıda birini kapsayacak şekilde kuzeyinde konumlanmıştır.

Marmara Bölgesi, Anadolu’nun Kuzey Batısını içeren, tüm Avrupa yakasını ve Marmara Denizinin çevresindeki bölgeyi kaplar. 

Ege Bölgesi, Batı Anadolu’yu ve Tüm Ege denizi sahilini kaplar.

Akdeniz Bölgesi, Batı ve Orta Toroslardan sahile kadar uzanan Türkiye’nin güney bölgesini kapsar.

Orta Anadolu, Diğer bölgeler nazaran daha az dağlık olup, Türkiye’nin tam ortasındaki bölgeye denk gelir. 

Doğu Anadolu Bölgesi, Türkiye’nin en geniş ve yüksek bölgesidir. Bölgenin %70’inde rakım 1500m ile 2000m arasındadır.  

Güney Doğu Anadolu bölgesi, yapı itibariyle Doğu Anadolu bölgesi ile benzerlik gösterir.

Sahiller

Türkiye, batıda Ege denizi, Kuzeyde Karadeniz, Güneyde ise Akdeniz ile çevrili olan büyük bir yarımadadır. Kuzeybatıda ise Karadeniz’i Ege denizine İstanbul ve Çanakkale boğazları yolu ile birbirine bağlayan Marmara denizi yer alır. 

 

Göller

Türkiye’ye Göller ülkesi de diyebiliriz. Bu konuda en zengin bölge Doğu Anadolu’dur. 3713km2 yüzeyi ile en büyük olan Van Gölü, Ercek, Çıldır, Hazar gölleri bu bölgededir. Beyşehir ve Eğridir, Acıgöl, ve Burdur gölleri Toros dağlarında yer alırlar. Sapanca, İznik, Ulubat, Manyas, Terkos, Büyük ve Küçük Çekmece Gölleri ise Marmara bölgesindedir. Türkiye’nin ikinci büyük gölü olan Tuz Gölü, Akşehir ve Eber gölleri ile birlikte Orta Anadolu’dadır. 

İklim; Türkiye’nin iklimi gayet ılıman olmasına rağmen, dağların denize paralel uzanması, farklı doğa yapısına, bu da iklimin bölgeden bölgeye çok farklılık göstermesine sebep olur. Sahiller, ılıman bir özellik gösterirken, İç bölgelerdeki yüksek yerler az yağışlı sert karasal iklim göstermektedir. 

 

Tarihten Notlar

  • M.Ö.  10500 – 7000: Karain mağarasında ilk yerleşiminde, ilkel tarım aletleri ve silahlar kullanılmaya başladı
  • M.Ö.6500-5500: Bilinen ilk şehir ve kültür merkezi Çatalhöyük Bilinen en eski dini tapınaklar.
  • Anadolu’da çömlek, duvar resimleri ve oymacılık.
  • M.Ö.5500: Çatalhöyük ve Hacılar’ da sofistike içerikli boyanmış çömlek ve figürler
  • M.Ö.3000: Truva’da ilk yerleşim yerleri.
  • M.Ö.1950: Kültepe’de Asur Ticaret Kolonileri kuruldu.
  • M.Ö.1600: Hattuşaş ve Hitit Uygarlıkları
  • M.Ö.1600-1200: Eski Hitit Krallığı
  • M.Ö.1275: Truva’nın düşüşü.
  • M.Ö.1100-1000: Yunan sömürgeciler Anadolu’nun Ege sahillerine vardı.
  • M.Ö.900-800: Frigya, Lidya, Karya ve Likya kültürleri Anadolu’ya vardı.
  • M.Ö.700: Homeros İzmir’de doğdu.
  • Hacılar’ da ilk yerleşim yerleri. M.Ö.700 Küçük
  • Asya/Anadolu’da tarımın en eski kanıtları.
  • M.Ö.650: Megaralı Byzas tarafından Byzantion kuruldu.
  • M.Ö.640: İlk para kullanıldı.
  • M.Ö.546: Persler, Lidya Kralı Karun’u ve İyonyalıları kovarak hüküm sürmeye başladı.
  • Büyük İskender’in doğumu
  • İskender Anadolu’yu geçerek Persleri Granikos (Bakırçay) Nehrine doğru kovdu.
  • İskender 32 yaşında Babil’de öldü.
  • Antakya’nın kuruluşu.
  • Keltler Anadolu’yu işgal etti ancak Antiokhos tarafından kovuldular.
  • Bergama’da Attalya Krallığı’nın doğuşu.
  • Roma İmparatorluğu’nun Asya Eyaleti kuruldu.
  • Kleopatra ve Marcus Antonius Tarsus’ta buluştu.
  • Kleopatra ve Marcus Antonius Antakya’da evlendi.
  • Kleopatra ve Marcus Antonius intihar etti. Oktavyanus Antakya’ya zafer ziyareti yaptı.
  • Galen Bergama’da doğdu.
  • İlk İznik Konsili’nde Aryanizm kınandı.
  • Konstantin Bizantionu Roma’nın başkenti yaptı.
  • Paganizm Büyük Thoedosyus tarafından yasadışı ilan edildi.
  • Roma İmparatorluğu ikiye bölündü.
  • Efes Konsilinde Nesturilik kınandı.
  • İlk ikona kırıcı dönem
  • Yunan ve Roma kiliseleri arasında bölünme.
  • Göçebe Türkler olan Selçuklular Malazgirt’te Doğu Roma’yı yenerek (1071) Anadolu’nun çoğunu ele geçirdi.
  • Osmanlı İmparatorluğu kuruldu.
  • Osmanlılar Kosova’da Sırpları yendi.
  • 1.Beyazıt Tuna boyunda Nicepolis’te Haçlı Ordusu’nu mağlup etti.
  • Türkler, Haçlı Ordusu’nu Varna’da bozguna uğrattı.
  • Sultan 2. Mehmet’in komutanlığında Türkler Doğu Roma’yı ele geçirdi.
  • 1. Selim Kahire’yi ele geçirince halifelik Osmanlı’ya geçti.
  • Osmanlı Hâkimiyetinin zirveye ulaştığı Kanuni Sultan Süleyman dönemi 
  • Türkler Kıbrıs’ı ele geçirdi.
  • Kadınlar Dönemi: Etkisiz padişahlar güçlerinin kontrolünü eşlerine ve büyük vezirlere verdi.
  • Yunanlıların bağımsızlık savaşı başladı.
  • Balkan Savaşları. Türkler Makedonya ve Trakya’nın bir bölümünü kaybetti.
  • Türkiye Almanya ile beraber Birinci Dünya Savaşı’na girdi.
  • Türk Ordusu Mustafa Kemal’in kumandanlığında düşmanları Çanakkale’de bozguna uğrattı.
  • Osmanlı’nın savaşı kaybetmesi
  • Mustafa Kemal Ulusal Egemenlik için mücadele veren milliyetçi Türklere liderlik etti.
  • Türkler Yunanlıları yenerek Anadolu’dan sürdü. Sultanlık yıkıldı.
  • Atatürk Türkiye Cumhuriyeti’ni kurarak Ankara’yı başkent ilan etti.
  • Halifelik kaldırıldı.
  • Kadınlar seçme ve seçilme hakkını aldı.

Türk Dili

Türkçe, Asya ve Avrupa’da oldukça geniş bir coğrafyaya yayılmış bir lisandır. Son yıllardaki çalışmalar kökeninin 5500 yıl önceye hatta 8500’lere kadar giden bir lisan olduğunu gösteriyor. Aslında bugün dünyada en yaygın konuşulan altı lisandan biridir. Azeri, Türkmen, Tatar, Özbek, Başkurti, Nogay, Kırgız, Kazak, Yakuti, Cuvas Türkçeleri farklı diyalektlerle konuşulur. Türkçe, Ural-Altay ailesi dillerinden olup Altay grubuna aititir. Moğol, Mançu-Tungus, Korece ve belki de Japonca ile oldukça yakındır.

Türkçe, akıcı sesi, biçimsel ve dizimsel yapısı, zengin kelime haznesi ile çok antik bir dildir.

Ural-Altay dilleri aşağıdaki hususlarda yapı itibarıyla Hint-Avrupa dillerinden ayrılılr.

  • Ural -Altay dillerinin yapısındaki sesli harf uyumu
  • Cinsiyet belirtilmemesi
  • Bağlantı
  • Sıfatların isimden önce gelmesi
  • Fiillerin cümlenin sonuna gelmesi

Yazılı Türkçe

En eski yazılı Türkçe kaynaklar, Orta Asya’da, bugünkü Moğolistan sınırları içinde bulunan Orhon, Yenisey ve Talas bölgelerinde bulunan taş anıtlardır.

Bunlar 735 yılında Bilge Kağan, 732 yılında Kültigin ve 724-726 yıllarında Vezir Tonyukuk tarafından dikilmiştir. İsveç Ordusu’ndan Johan Von Strahlenberg’in bahsettiğine göre çeşitli ebatlarda yüz yazıt daha vardır. Kullanılan lisanın mükemmelliği Göktürk Hanedanı’nın sosyal ve politik hayatındaki yazışmalarda kullandığı üslup ve lisanın mükemmelliği Türkçe’nin çok eski tarihlerden beri kullanıldığının kanıtıdır. Çağatay Hanedanı’nın hüküm sürmeye başlamasıyla İmparator Cengiz Kağan ülkeyi oğulları arasında paylaştırdı. Böylece İran Edebiyatı’nın etkisi altında kalan yeni bir Türk Edebiyatı doğdu ve gelişti. 15.yy.da Ali Şir Nevai’nin çalışmasıyla zirveye çıktı. 13.yy.da başlayan birçok edebi çalışmalarla, Selçuklular’ın ve Osmanlıların kullandığı Türkçe Anadolu ve Doğu Roma’da gelişerek bugünün Türkiye’sinin kullandığı Türkçe oldu.

Sultan Veled, Mevlana Celaleddin Rumi, Ahmed Fakih, Seyyad Hamza, Yunus Emre gibi bilinen filozofların ve ünlü şair Gülşehri’nin yazdığı mektuplar, çalışmalar gelişmenin kayda değer örnekleridir.

 

Cumhuriyet Dönemi ve Dilde Reform

1923’te Cumhuriyet’in ilanından sonra başlayan Milli Birlik (1923-1928) Dönemi’nde yeni alfabenin kabulü ve kullanılması en önemli konu oldu. Mustafa Kemal, uygarlık düzeyini yükseltmek için en öncelikli konunun batının Latin Alfabesini alarak Türkçe ses uyumuna adapte edilmesi gerektiğine inandı. 1932 yılında Türk Dil Derneği’nin kurulması dil reformundaki önemli dönüm noktalarından biridir. Daha sonra ismi Türk Dil Kurumu olarak değiştirilen kurum yaptığı lengüistik (dil bilim) araştırmaları ve incelemelerle özgün Türkçe kelimeleri bularak tekrar kullanılmasına yöneldi. Günümüzde, Türk Dil Kurumu 1982 Anayasası’nda yapılan değişiklikle Atatürk Dil, Tarih ve Kültür Yüksek Enstitüsü’nün çatısı altında faaliyetlerine devam etmektedir.
Son 50-60 yıldır yapılan çalışmaların en önemli sonucu; 1932’den önce yazılı metinlerin yüzde 35-40’ında özgün kelime kullanılırken, bu yüzde günümüzde yüzde 75-80’lere çıkmıştır. Bu, Atatürk’ün dil devriminin halk tarafından desteklendiğinin en kesin kanıtıdır.

Türk Mutfağı

Selçuklu ve Osmanlı saray Mutfaklarında yeni geliştirilen tatlar, çeşitli kültürlerin uzun süreli geçmişlerinden kaynaklanan yiyeceklerin etkisi, Asya ve Anadolu’nun topraklarında yetişen ürünlerin çeşitliliği Türk Mutfağının zenginliğine etki eden faktörlerdir. Tüm bunlar yeni Türk Mutfağının şekillenmesinde önemli rol oynamıştır.

Tahıl ürünleriyle hazırlanmış soslu yemekler, etle karıştırılmış çeşitli sebzeler, zeytinyağı ile pişirilmiş soğuk yemekler, hamur işleri, yeşilliklerle karıştırılmış yoğurt-pekmez-bulgur gibi sağlıklı ürünler Türk Mutfağının genel yapısını içerir. Yeme alışkanlığı bölgeden bölgeye değişirken özel günlere ait de yeni anlamlar veya kutsallık kazanır. İnsanlar Türk Mutfağını düşünürken ilk akıllarına gelen şiş kebap, mangalda pişirilmiş kuzu veya şişlere geçirilmiş küçük kuzu etleri gelir. Turistler ülkelerine dönerken İstanbul pazarlarından valizlerinde alınmış düzinelerce kebap şişi bulabilirsiniz. Türkler aynı zamanda mükemmel tatlara sahip zengin sadece sebzeli /vejeteryan tariflere sahiptirler

Yemeklere leziz tatlar veren çok sağlıklı otlar kullanırlar. Bir tutam otun itinayla kullanıldığı en iyi yemek Türk usulü pişirmedir denilebilir. Dolma; et ile sebzelerin birlikte hazırlanarak yapıldığı en lezzetli yemeklerdendir. Keza domates, kabak, patlıcan, patates, kereviz ve enginar da dolma olarak pişirilir. Kıyma, çiğ pirinç, küçük küçük doğranmış soğan, iki üç çeşit yeşillik karışımından hazırlanan malzemenin üzüm, lahana yapraklarına sarılıp yavaşça pişirilmesinden oluşan yemek esas dolmadır. Aynı malzemenin etsiz pişirilmesiyle hazırlanan dolma ve diğer soğuk yiyecekler de mutfağın devamıdır. Çam fıstığı ve kuş üzümü de dolmaya ilave edilebilir. Soğuk yiyeceklerin en önemli özelliği zeytinyağı ile pişirilmesidir. Bu tür doldurulmuş yemekler oda sıcaklığında servis edilir, asla sıcak veya çok soğuk olarak servis edilmez.

Her iyi aşçının gurur ve zevkle sunacağı ana yemeklerden birisi de börektir. Genellikle kıymalı olmakla birlikte sebze severler için beyaz peynir, doğranmış yeşillik ve yumurta ile doldurulmuş olanları da vardır. Bazen de tabakalar arasına mercimek, nohut veya patates konabilir.

Diğer bir grup ise zeytinyağı ile pişirilmiş, oda sıcaklığında servis edilen ve genellikle sebzelerden pişirilmiş olan meze adlı başlangıç yemekleridir. Kuru veya yaş sebzelerin doğranmış soğan, domates ile pişirilip üzerine doğranmış maydanoz veya dereotu ile süslenerek servis edilmesiyle hazırlanır.

Ve yemeğin final tatlısı nesiz olmaz? 

Çeşitli fındık, fıstık ile zenginleştirilmiş, Türk tatlılarının kraliçesi baklava.

Damak tadınıza uygun olarak seçebileceğiniz, fındık, fıstık veya cevizle zenginleştirilmiş diğer bir yaygın seçenek ise Türk kaymağıdır.

Öğün Yemekleri
Osmanlı Dönemi’nin sonlarına kadar, biri geç sabah ve akşam yemeği olmak üzere genellikle iki öğün vardı. Bazı bölgelerde, özellikle uzun kış gecelerinde yatsılık, uykuluk veya yat-geber adı verilen bir öğün daha vardır. Diğer bir öğün ise öğleden sonraları, özellikle komşu ziyaretlerinde yenilen öğünlerdir. Kahvaltıda genellikle peynir, zeytin, ekmek, yumurta ve reçel servis edilir. Çayın temel içecek olduğu bölgelerde ise, diğer peynir çeşitleri, sosis, domates, salatalık, biber gibi diğer yiyecekler de yenilebilir.
Geleneksel yiyecek çorba, bal, pekmez ve kaymak bazı köylerde hala yenilen yiyeceklerdir. Sulu yemekler, çorba, salata ve benzerleri öğle yemeklerini oluşturur. Hazırlanması uzun zaman alan tatlı, et gibi çeşitler genellikle tercih edilmez. Akşam yemekleri çorba, ana yemek, salata ve tatlıdan oluşur. Keza tüm ailenin beraberce oturduğu bir öğündür ve itina ile hazırlanır. Yatsılık olarak adlandırılan günün son yemeği genellikle meyve, kuru yemiş veya atıştırmalıklardan oluşur. Çayın bazı bölgelerde yerini almış olmasına rağmen hala boza, kurutulmuş meyve yeme alışkanlıkları devam eden yöreler de vardır.

Tarih Boyunca Türkiye’de Dinler

Tarih Türkiye’ye bu Konuda inanılmaz derecede cömert davranmış ve yüzyıllar boyunca İslamiyet, Hristiyanlık, Yahudilik gibi 3 büyük dinin Türkiye tarihinin en önemli noktasını oluşturmuştur. Yüzyıllar boyunca 3 büyük dinin barış içinde yaşadığı çok az sayıdaki ülkelerden biridir. İnsanların inançlarına göre birçok yerleşim yerleri mevcuttur.

Colombus 2 Ağustos 1492’de İspanya’nın pek de bilinmeyen limanı Palas’tan yeni  dünyaya doğru yola çıkarken Kadiz ve Sevil gemilerine İspanya Kralı Ferdinand ve Kraliçesi Elizabeth’in fermanıyla İspanya’dan sürülen Sefarad Yahudilerini yüklüyordu. Ya Hristiyanlığa dönmeleri ya da ülkeyi terk etmeleri emredilen Yahudiler, evlerini, mal varlıklarını, kısaca her şeylerini terk etmeyi, inançlarını ve kültürel miraslarını bırakmaya tercih ettiler. Osmanlı İmparatorluğu’nun yayılma döneminde 2.  Sultan Beyazıt sürgün edilmiş Sefarad Yahudilerinin ülkesine gelebileceklerini ilan etti. Bu insanca davranış kültürü, inancı ne olursa olsun Türk Devleti’nin iyi niyetini ve cömertliğini o dönemde bile nasıl sergilediğini gösterir. 

1992’de Türk Museviler bu muhteşem karşılamanın 500. yılını kutlayarak yaşamlarındaki hoşgörü ve kabul edilmeye ilişkin değerlere minnetlerini bildirdiler. Sempozyumlar, konferanslar, konserler, sergiler, film ve kitaplar, antik sinagogun yenilenmesi gibi programları kapsayan organizasyon Musevi toplumunun dayanışma ve refahının kutlamasıydı. Kutlamanın amacı farklı inançlardaki insanların, barış ve huzur içinde, hem Osmanlı Dönemi’nde, hem de Türkiye Cumhuriyeti’nde 700 yıldan beri aynı bayrak altında yaşayabileceğinin göstergesiydi. Aristo zamanının tarihçisi Jozef Flavius ‘Küçük Asya’ya yaptığı gezilerde buralarda yaşayan Musevilerin düşüncelerini değiştirdiğini belirtmiştir. M.Ö.220 yıllarına ait Sardis, Milet, Priene ve Foça’da antik sinagog harabeleri bulunmuştur. Ayrıca Karadeniz, Akdeniz, Ege’nin güneydoğusu ve Bursa civarlarında Musevi yaşam alanları bulunmuştur. Ankara’da bulunan bronz sütun İmparator Agustus’un, Yahudilere Ön Asya’da yaşam alanı verdiğini doğrular. İzmir yakınlarındaki Sardis’te M.Ö.3.yy.a ait en büyük antik sinagog kalıntıları vardır. Hatta M.Ö.547 yıllarında Yahudilerin bu bölgede yaşadığına dair bazı kanıtlar vardır. Bazı otoriteler ise Obadiah 20’de bahsedilen Sefarad Şehri’nin Lidyalılar Dönemi’nin Sardis’i olduğunu iddia eder. 

Anadolu’daki Musevi topluluğu Türker’in fethiyle daha bir gelişti ve refaha kavuştu. 1326’da Osmanlılar Bursa’yı fethedip başkent yaptığı dönemde Yahudiler Doğu Roma yönetiminden büyük acı çekmekteydi. Osmanlılar Yahudilere kurtarıcı gibi geldi. Orhan Gazi onlara 1994’e kadar ayakta kalan ‘Hayat Ağacı’ Sinagogunu yapmalarına izin verdi. 14.yy.ın başlarında Osmanlılar başkentlerini Edirne yaptıktan sonra, Avrupalı Yahudiler (Karaites dâhil) buraya göç etti. Benzer şekilde 1376’da Macaristan’dan, 1394’te Fransa’dan ve 15.yy.ın başında Sicilya’dan sürülen Yahudiler kendilerini Osmanlı İmparatorluğu’nda buldular. 1420’lerde Venedik’in kontrolü altındaki Selanik Musevileri de aynı yolu izledi. Aslında Osmanlı İmparatorluğu, 15.yy.ın başlarında Musevi göçünü adeta teşvik etti. Hatta Haham İshak Sarfati, Avrupa’daki Yahudilere bir mektup yazarak güvenlik ve refahı arıyorlarsa Osmanlı (Türkiye) topraklarına gelmeleri için davet etti. 1453’te Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u ele geçirmesi, Doğu Roma idaresinden yılmış durumdaki Yahudi toplumunda coşku yarattı.

Fatih Sultan Mehmet tahta çıkmasıyla bütün Musevilere bir bildiri yayınladı. Buna göre; hepsinin altını, gümüşü, hayvanı ile en iyi ülkeye gelebileceğini ve incir ağacının altında akşam yemeğini yiyebileceklerini söylüyordu.

1470’de 10. Ludvig tarafından Bavyera’dan sürülen Yahudiler kendilerini Osmanlı topraklarında buldu. 2. Beyazıt aynı şekilde 1492’de Osmanlı topraklarına gelen Yahudilere zorluk gösterilmeden en iyi şekilde karşılanmasını emreden diğer bir ferman ilan etti.

Bernard Lewis’e göre Yahudiler Osmanlı topraklarına göç etmeye teşvik edilmenin, cesaretlendirilmekten öte hatta bazen zorlandı. 1537’de Papa’nın kontrolü altına geçmesinden sonra İtalya’dan, 1542’de Kral Ferdinand tarafından Bohemya’dan sürülen Museviler kendilerini Osmanlı topraklarında buldu.

1556’nın Mart’ında Kanuni Sultan Süleyman, Papa 4. Paul’e mektup yazarak Osmanlı vatandaşı Ancona Marras’ın derhal serbest bırakılmasını istedi. Osmanlı İmparatorluğu’nun baskın güç olduğu o dönemde Papa’nın bu talebi reddetmesi imkânsızdı. 1477’de İstanbul’daki Yahudilerin nüfusu 1647 ve toplam göçün yüzde 11’i idi. 50 yıl sonra bu sayı 8070 oldu. İkinci Dünya Savaşı sırasında Türkiye tarafsız kalmaya çalıştı. 1933’ün başlarında Atatürk, seçkin Alman profesörleri Nazi Almanya’sından Türkiye’ye göçmeleri için davet etti. Öncesinde ve savaş yıllarında bu bilim adamları Türk Üniversite Sistemi’nin gelişmesine büyük katkılarda bulundular. Keza savaş sırasında Nazizm’in dehşetinden kaçan birçok Musevi için Türkiye güvenli bir geçiş kapısı oldu. Yunanistan’daki Yahudi topluluğu Hitler tarafından neredeyse silip süpürülürken Türkiye’deki Yahudiler güven içindeydi. Birçok Türk Büyükelçiler Nazilerin işgal ettiği ülkelerdeki Türk Yahudileri soykırımdan korumak için büyük çabalar sarf ettiler. 1990 yılında, Rodos’ta konsolosluk yapmış olan Selahattin Ülkümen’e Yahudi olmayan dürüst insan ödülünü Yad Vashem tarafından vermişlerdir. Günümüzde ülkedeki Musevi sayısı 25.000’e ulaşmıştır. Büyük çoğunluk İstanbul’da yaşarken, 2500 kadarı İzmir’de, diğerleri küçük gruplar halinde Adana, Ankara, Antakya, Bursa, Çanakkale, Kırklareli gibi şehirlere dağılmıştır. Sefardiler topluluğun yüzde 96’sını teşkil eder. Geri kalanları Aşkenazi’dir. 100 kadar da Şef Haham’ın otoritesini kabul etmeyen Karayit vardır.

Yüzlerce araştırmacı Türkiye’nin Hristiyanlıkta oynadığı rolü araştırmıştır. Turistler Kapadokya’nın yeraltı mağaralarında, Antakya’da ST. Peter ve St. Paul’ un adımlarını bularak Hristiyanlığın ilk dönemlerini rahatlıkla gözleyebiliyor. Tarsus’ta doğan havari Aziz Pavlus Hristiyanlığın Anadolu’ya yayılmasında büyük rol oynamıştır. Yine Tarsus’tan çok uzak olmayan, Doğu Akdeniz sahilindeki Antakya’da İncil’in ilk dönemlerinde Antiocheia olarak bilinir.

M.Ö.300 yıllarında kurulan şehir Hristiyanlığın ilk dönemlerine ev sahipliği yaptı. İsa’nın havarilerinden Aziz Pavlus M.S.42 yılında Antakya’da bu dine inananları Hristiyan olarak adlandırdı ve buradan dünyaya yaymaya başladı. Havari Aziz Petrus’un mağaraları oyarak yaptığı ilk kilisede Aziz Pavlus ile dualarını yaptığı bilinir. 1963’te Vatikan bu özel yeri hac mekânı olarak seçti ve dünyanın ilk başkilisesi olarak ilan etti.

Ege sahillerinde bulunan ‘Küçük Asya’nın 7 Kilisesi’ olarak bilinen yöre ise yine Aziz Pavlus’un ziyaret edip kurduğu kiliseleri ifade eder. Antik isimleri ile Efes, İzmir, Akhisar, Sart, Alaşehir, Eskihisar ve Bergama olarak bilinen bu kiliseler Efes Vahiylerinin Yeni Vasiyetnamesi kitabında da bahsedilmiştir.

Evanjelist Aziz Yohannes, Meryem Ana’yı son yıllarını geçirmesi için buraya getirdiği, Aziz Pavlus Efeslilere Mektupları bu kiliselerde yazdığı için bu Yedi kilise öne çıkmıştır. Vatikan, Efes yakınlarındaki Meryem Ana’nın evini mabet olarak tanımıştır. Efes’in biraz uzağındaki Selçuk ise Aziz Yohannes’in yaşadığı, dua ettiği ve gömüldüğü yerdir. Keza diğer birçok bölgeler Hristiyan turistler için ilgi çekici yerlerdir. Akdeniz sahilindeki Demre ise Noel Baba’nın doğup yaşadığı yerdir. Orijinal Santa Claus Kilisesi bugün hala durmaktadır. Orta Anadolu’da yer alan, İncil’e göre kutsal olan Kapadokya, 200’den fazla fresk ve resimlerle dekore edilmiş, mağara içine oyulmuş ilk Hristiyan kiliselerini barındırır. Yerin yedi kat altına yapılan şehirler ise zalim yöneticilerden kaçan sığınmacılar için korunak yerleri olmuştur.

Meryem Ana’nın büyüleyici kilisesi Karadeniz Bölgesi’nde Trabzon’dadır ve tarihi 4.yy.a kadar gider. 1200 basamakla çıkılabilen, kayalıklar üzerine kurulmuş kilise Ortodoks Kilisesinin büyük düşünürlerine ev sahipliği yapmıştır. M.S.330 yıllarında İstanbul Hristiyanlığın merkezi oldu.  M.S.536’DA Hristiyanlık âleminin en büyük kilisesi olan Ayasofya veya Kutsal Bilgelik Kilisesi, İmparator Jüstinyen’e ithaf edildi. Muhteşem fresk ve mozaiklerle döşenmiş ünlü Kariye Müzesi, 11. ve 14.yy.lar arası Yunan Ortodoks Kilisesi olarak hizmet vermiştir.

Türkiye’ye gelen turistler sıklıkla yüksek minarelerden gelen ezan sesiyle duygulanır. Günde beş kez duyulan bu ses Müslümanları yüzlerini Mekke’ye dönerek Kuran’dan dualar okumaya davet eder. İslamiyet ülkenin çoğunluğunun dini olmasına rağmen diğer dinlerdeki insanların dini inançlarını yaşayabildiği laik bir demokrasi ülkesidir. Tüm dinden insanlar camileri ziyaret edebilir. Türkiye’de Müslümanlığın kökleri 10.yy.a kadar gider. Takip eden yıllarda, Selçuklular ve Osmanlılar şık iç mimarisiyle heybetli kubbe ve minareleri ile birçok büyüleyici camiler inşa etti. Neredeyse her Türk şehrinde tarihi ve mimari özellikler taşıyan bir cami vardır. İstanbul’daki Sultan Ahmet Camii, belki de en etkileyicilerden biridir. 1609-1616 yılları arasında Klasik Osmanlı tarzında yapılan cami, iç döşemesinde eşsiz mavi ve beyaz İznik çinileri kullanıldığı için Mavi Cami olarak da anılır.

İstanbul’un en büyük camisi Süleymaniye’dir. 1550-1557 yılları arasında Büyük Osmanlı Padişahı Kanuni Sultan Süleyman tarafından Mimar Sinan’a yaptırılmıştır. Diğer şehirlerde de benzer camiler görmek mümkündür. 1419-1420 yılları arasında 20 kubbesi ile Bursa’daki Ulu Camii ve Yeşil Camii bunlara örnektir. Yeşil Camii adını iç mimarisinde kullanılan yeşil ve turkuaz seramiklerden alır. Keza Ankara’daki Hacı Bayram Camii Selçuklu tarzında yaptırılmış daha sonra 16.yy.da ünlü Osmanlı Mimarı Sinan tarafından restore edilmiştir. Edirne’deki Selimiye Camii, Klasik Osmanlı tarzındadır ve Sinan’ın ustalığını sergiler.

Türkiye’nin muhteşem kültürel merkezlerinden birisi de Konya’dır. 12. Ve 13. yy.lar arası Selçuklu Türklerinin başkentliğini yapmıştır. Politika, din ve kültürün geliştiği bir merkezdir. Bu dönemde Mevlana Celaleddin Rumi batıda ‘dönen dervişler’ olarak adlandırılan Sufiliği kurmuştur.

Mevlana’nın yeşil mozaikli, göz alıcı mezarı Konya’nın en ilgi çeken yeridir. Anıt mezara ilişik olan Sufi tekkesinin inancına ilişkin eşyalar, Mevlana’nın faaliyetleri eski derviş faaliyetleri bugün anıt mezarın yanındaki müzede sergilenmektedir.

Kahvenizi Nasıl Alırsınız?

Kahve içmek Türkler için sosyalleşmenin olmazsa olmazıdır.

Günümüzde bile kahve içmek tarihsel dostluğu, gönül bağını, muhabbeti, paylaşımı, dertleşmeyi ifade eder. Eskimeyen bir değişle “Bir Fincan Kahvenin Kırk Yıl Hatırı Vardır”

Bizi Arayın